Dünyadaki Tarihi Yerler

(1/1)

KnowN:
TULAU EVLERİ- ÇİN



12. ve 20. yüzyıllar arasında inşa edilen 46 evden oluşan, Çin’in Fuji bölgesinin güneybatısındaki 120 kilometrelik alana yayılan bu ev dizisi, her biri 800 kişiyi barındıracak şekilde inşa edilmiş.
Ortak bir avluya bakan, az pencereli, tek girişli bu evlerin esas yapım amacı, bulunduğu alanı savunmak olarak belirlenmiş. Tüm bir kabileyi içine alabilen bu evler, adeta küçük birer şehir olarak ün salmış.

Evlerin dışı ne kadar sade ve süssüzse, içleri de o kadar konforlu ve süslü. Farklı türde bir komün yaşamın ve alışılmadık bir savunma mekanizmasının örneği olan evler, birbirlerine ve çevrelerine uyumuyla, insan yerleşmeleri arasında özel bir yere sahip.


RHAETIAN DEMİRYOLU - İSVİÇRE



İsviçre Alplerini arşınlayan iki tarihî demiryolu, bu bölgede buluşuyor. 1904’te açılan Albula hattı, 67 km boyunca uzanarak alanın kuzeybatısını kapsıyor. 61 kilometrelik Bernina geçişinde ise 13 tünel, 52 viyadük bulunuyor. Tren toplam 383 köprü, 84 tünel ve 196 viyadükten geçiyor. Her iki hattın da bölgenin sosyo-ekonomik gelişimine ve yaşam standartlarına büyük etkisi olmuş. Aynı zamanda teknik, mimarî, mühendislik ve doğayla bütünleşme isteği, alanın her yerinde göze çarpıyor.


SURTSEY ADASI - İZLANDA



İzlanda’nın güney kıyılarından 32 km uzaklıkta bulunan bu volkanik ada, 1963-1967 tarihleri arasında yaşanan patlamalarla oluşmuş. İnsan yaşamının bulunmadığı ada, bitkilerin ve hayvanların kendilerine nasıl bir yaşam alanı kurabileceğini kanıtlaması açısından da görülmeyi hak ediyor. Adayı 1964’ten bu yana inceleyen araştırmacılar, okyanus akıntılarıyla taşınmış kökler, mantarlar, bakteriler ve küflerle karşılaşmış. Surtsey’de ayrıca kaydedilmiş 89 ayrı kuş türü bulunuyor.


BAHAİ KUTSAL MEKANI- İSRAİL



Baha’i’nin güçlü hac geleneğini ve yoğun bir kutsallığı birleştiren bu mekânlarda, 26 bina, tarihî eserler ve alanlar bulunuyor. Bahá’u’lláh Türbesi ve Báb Mozolesi, yapıtlar arasında en çok göze çarpanları olarak kabul ediliyor. Bu mekânlarda, aynı zamanda konutlar, bahçeler, neoklasik modern yapılar ve bir de mezarlık bulunuyor.

BAHAİLİK: 1800'lerde İran'da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan bir dindir. Bahai Tarihi, 1844'te Bab'ın (Seyyid Ali Muhammed) yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir Peygamber'in geleceğini ilan etmesiyle başlar. Bahailiğin kurucusu, lakabı Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali'dir. 21 Nisan 1863'te Bağdat'ta sürgünde iken peygamberliğini ilan etmiştir.
Bahai Dünya Merkezi İsrail'in Hayfa şehrindedir.


AL- HİJR ARKEOLOJİ ALANI- SUUDİ ARABİSTAN



Al-Hijr, Suudi Arabistan’ın ilk kültür mirası olma özelliğini kazanan mekânı oldu. Alanda, MÖ 1. yüzyıldan kalma, iyi korunmuş, süslü cepheli mezarlıklar bulunuyor. Aynı zamanda 50 kadar eski belge ve mağara resimlerine de ulaşmak mümkün. Al-Hijr, Nabatean kültürüne ve uygarlığına ışık tutan 111 adet mezarlığa, su kemerlerine ve diğer Nabatean mimarî eserlerine evsahipliği yapıyor.


SAN MARİNO ŞEHİR MERKEZİ ve TİTANO DAĞI



Avrupa'nın en küçük devletlerinden biri olan San Marino'daki 55 hektarlık alana yayılan, Titano Dağı’nı da içine alan şehir merkezi, 13. yüzyıla kadar uzanan bir tarihe sahip. Şehir merkezinde tarihî surlar, geçitler ve mahzenlerin yanı sıra, 19. yüzyıldan kalma bir bazilika, 14 ve 16. yüzyıldan kalma rahibe manastırları ve 19. yüzyılda inşa edilmiş Palazzo Publico bulunuyor.


AHŞAP KİLİSELER- SLOVAKYA



Karpat Dağları’nın Slovakya tarafındaki ahşap kiliseler 2 Katolik, 3 Protestan ve 3 Yunan Ortodoks Kilisesi olarak 16. ve 18. yüzyıllar arasında inşa edilmiş. Yerel dinî mimarînin en önemli örneklerinin görülebildiği bu alanda, Latin ve Bizans kültürleri bir araya geliyor.


İSKENDERİYE FENERİ - MISIR



Mısır'da İskenderiye Limanı'nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır'ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı.

Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.

Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı.

İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.

Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yokoldu.

Üzerinde inşaa edildiği adadan dolayı Pharos olarak anılmış ve bu kelime bir çok dile yerleşmiştir. İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada Pharos, deniz feneri anlamına gelmektedir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur.

...alıntıdır...
[/B]

Mancu Picchu Antik Kenti - Peru



Machu Picchu (1460-1470), Peru

Inka İmparatoru Pachacutec 15. yüzyılda Manchu Picchu olarak bilinen dağda bulutlar içinde bir şehir inşa ettirmiştir. Bu muhteşem yerleşim merkezi And platosundan başlayarak balta girmemiş Amazon ormanlarının Urubamba Nehrine kadar uzanmaktadır. İnkalar tarafından çiçek hastalığı salgınından dolayı terkedilmiştir. İspanyolların İnka İmparatorluğu’nu ele geçirmelerinden sonra şehir 300 yıl boyunca “kayıp” olarak kalmış ve 1911 yılında Hiram Bingham tarafından tekrar bulunmuştur.

- - - - -

Cusco’dan dünyaca ünlü Machu Picchu’ya gitmek için bir kaç gün önce tren bileti almak gerekiyor. Oldukça fakir olan ülkenin en önemli gelirini İnkaların izlerini sürmeye gelen turistlerin bıraktığı dövizler oluşturuyor. Bu nedenle kayıp kente Machu Picchu’ya gitmek oldukça pahalı. (170 dolar ile 400 dolar arasında değişiyor.)

Andların yüksek dağlarında bulunan bu antik kente ulaşmak için önce Cusco’daki San Pedro İstasyonu' ndan kalkan turist trenine binmek gerekiyor. Fakat bir çok gezgin arkadaşla birlikte trende yer bulamadığımız için özel bir minbüsle iki saatlik bir yolculuğun ardından Urubamba Vadisi’ndeki tarihi İnka kentlerinden biri olan Ollantaytampo’ya varıyoruz. Burası 2.800 metre yüksekliğinde, taş bloklarla teraslamanın en güzel örneklerinin görülebileceği bir başka İnka kenti. Kısa bir mola’nın ardından Cusco’dan gelen Machu Picchu trenine biniyoruz.

Virajlı yollardan ilerleyerek karlı And Dağları manzarası eşliğinde bir saat daha gidip son durak olan termal kaplıcalarıyla ünlün Aguas Calientes’e ulaşıyoruz. Dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin kayıp kente bir an önce ulaşmak için duydukları heyecan yüzlerinden okunuyor. Ancak yolculuk henüz bitmedi. Etrafta mahşeri bir kalabalık var. Tüm rehberler kendi gruplarını bir köşede tamamlayıp çıkışa hazırlıyorlar. Machu Picchu’yu görmeye gelenlerin hepsi öncelikle buraya gelmek zorunda. Buradan sonra kayıp kente ulaşmanın iki yolu var. Bunlardan ilki “İnca Trail” denilen ve yerel bir acenteden alınan profesyonel destekle üç ile beş gün arasında değişen 88 km’lik bir yürüyüş yoluyla kamplar kurarak tepeler, dağlar, bayırlar çıkıp kayıp kente ulaşmak. İkincisi ise bizim de tercih ettiğimiz şekilde geri kalan yolu otobüslerle çıkıp Machu Picchu’yu günübirlik ziyaret etmek.

Gençlik Dağı anlamına gelen Machu Picchu, Urubamba Vadisi’nin yamaçlarında, 2 bin 430 metre yükseliğindeki bir tepenin tam sırtında bulunuyor. 1450 yılında inşasına kral Pachacuti zamanında başlanan kent 1493'te tamamlanmış. Anlatılanlara göre İspanyol işgali sonucu şehirlerini peş peşe kaybeden İnka liderleri 1536 yılında etraflarındaki az sayıda insanla birlikte bu gizemli kente yerleşir ve ülkeyi 30 yıl daha buradan idare eder. İnkalar, kaleleri 16. yüzyılda işgalci İspanyollardan korunmak amacıyla kullanırlar. Saklı kent adıyla da bilinen yapı, İnkalar tarafınan işgale direnmenin bir sembolü olarak da kabul ediliyor. Şehrin tam olarak hangi nedenle yapıldığı ise hâlâ bilinmiyor.

Rivayete göre Güneş Tanrısı İnti'ye daha yakın olabilmek için, ya da tanrılar ve seçkin insanlar için inşa edildiği ysöyleniyor. İşgalci İspanyollar bir efsane olarak duydukları bu büyülü şehri bulmak için çok uğraşmışlar ama başarılı olamazlar. 50 yılda binlerce işçi tarafından inşa edilen bu kentte güneşin çocukları sadece yüz yıl kadar yaşarlar. Son seçkin İnkalı'nın da ölümüyle şehir hala tam olarak bilinmeyen nedenle büyük bir sessizliğe gömülür. Yıllar, yüzyıllar birbirini kovalarken, bu arada saklı kentin üzeri, And Dağları'nın zirvelerinde yavaş ama sabırla gelişen orman tarafından sessizce örtülür. İnsanlık tarihinin gizemli medeniyetlerinden biri olan İnkaların en görkemli şehrinin bu sessiz bekleyişi tıpkı Mısır’ın gizemli piramitleri, Kaboçya’nın efsane Angkor’u, Java’ın ünlü Borabodur’u, Ege’nin Efes Antik Kenti, Batı Anadolu’nun Truvası gibi yüzyıllar süren bir yeraltı uykusuna yatar. Ta ki 1911 yılında bölgeye gelen Amerikalı tarihçi Profesör Hiram Bingham a kadar... Profesör Bingham, İnkaların İspanyollara karşı son savaşlarını verdikleri Vilcabamba kentini ararken Machu Picchu’yu tesadüfen bulur. Hem de 9 yaşındaki küçücük bir çocuğun yardımıyla.

Bingham; dünyanın en önemli arkeolojik keşiflerinden birini gerçekleştirdiğini hemen farkeder. Ancak yaklaşık 500 yıllık bitki örtüsünü temizleyecek ne malzemeye ne de adama sahip olmadığı için çevrenin fotoğraflarını çekip ABD'ye geri döner ve ertesi yıl tam teçhizat ve çok sayıda işçiyle gelerek arkeoloji tarihte yeni bir sayfa açmayı başarır ve tüm dünyaya İnkaları tanıtır. 1983’te UNESCO tarafından “Dünya Mirası” kapsamına
alınır ve çevre düzenlemesi yapılarak ziyarete açılır.

Bir dünya gezgini olarak geç de olsa nihayet Amerika kıtasının en gizemli mekanına ayak basıyorum. İnkalar’ın Güneş Tanrısı İnti’nin bir etkisi mi yoksa sadece 2430 metre yüksekliğinden mi olacak, müthiş bir sıcaklıkla karşılıyor bizi Machu Picchu. Her yerde olduğu gibi yine Japon turistler herkesten önce gelip makinalarındaki pozları yarılamışlar bile. (Sadece Yogyakarta’daki Prambanan Tapınağı’na onlardan önce girmeyi başarmıştım.)

İnsanların bir çoğu henüz gitmemiş olsa da fotoğraflardan ya da belgesellerden aşina olduğu Andların yüksek kesimlerindeki efsane kent Machu Picchu’nun bir lamanın yüküyle ancak sığabileceği şekilde yapılmış giriş kapısı İnti Punktu’dan (Güneş Kapısı) içeri giriyoruz. Hepimiz bu büyüleyici görüntüyü hafızalarımıza kazımak için bir süre dış dünyayla bağlantımızı kesiyoruz. Etrafı büyük taş bloklu sularla çevrili ve her birinin önünde kendi bahçesi bulunan yüze yakın saray ve tapınak kalıntılarıyla karşılaşıyoruz. Yapıların büyük bir bölümü tek tarafı açık, gökyüzüne doğru giderek daralan büyük taş bloklardan oluşuyor. Şimdilerde hepsinin çatısı açık olsa da eskiden göğe yükselen bu sivri çatıların bitkilerle kapatıldığı söyleniyor. Kral Pachacuti’nin yaptırdığı bu efsane kentte hanedan ailesi ile onun yakınları ile hizmetkarlarından oluşan bin kişiye yakın bir nüfusu barındırdığı söyleniyor. Hiç bir teknik kullanmadan sadece kas gücüyle bu kadar çetin ve ücra bir arazide böylesi bir saltanat malikanesi inşa etmenin olağanüstü bir ustalık gerektirdiği ilk bakışta anlaşılıyor.

Antik kenti çevreleyen surların dışındaki eğimli araziler saray çalışanları tarafından taş duvarlar örülerekteraslara dönüştürülmüş. Bu teraslarda küçük tarlalar oluşturularak kentin gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla patates, mısır ve çeşitli şifalı bitkiler yetiştirilmiş. Bu terasların hiç brinde en ufak bir bozulma olmamış, hepsi hala kullanıma hazır bir şekilde sapa sağlam duruyor. Dağ başındaki bu kentin su ihtiyacını karşılamak için oyma taşlarla yapılmış su kanallarıyla daha yüksekteki dağlardan su getirmeyi başarmışlar. İnkaların burayı daha çok bir ibadet yeri olarak kullandığı düşüncesi hakim. Güneşe taptıkları için Yüksek kayalıklara yerleştirdikleri elips şeklinde altından yansıtıcılarla astronomik gözlemler yapmışlar ve önemli tarihleri kutlamayı ihmal etmemişler. Güneşin yıllık döngüsünü inceleyip, en büyük törenlerini yaz gündönümü olan 21 Haziran tarihlerinde büyük şenliklerle kutladıkları tespit edilmiş.

Kutsal kent Machu Picchu için öne sürülen en önemli teorilerden biride buranın Güneşin Bakireleri için inşa edildiğidir. İnkalar için kutsal olan Azize, bakire Morena anısına bu tapınaklarda da “Güneşin Bakireleri” adında kızlar bulunurmuş. Saraylarda, İnka hükümdarlığı altındaki dört bölgeden getirilen kızların kaldığı güzel döşenmiş birçok oda varmış. Güneş Tanrısının hizmetine seçilen bu güzel kızların bakireliklerinin bozulmaması için çok sıkı korunan bir yerde hep beraber yaşarlardı. Sadece iki kişi birlikte dışarı çıkabilirlerdi ve genellikle bekçiler tarafindan takip edilirlerdi.

Bu kızlar, kurban törenleri sırasında mayalanmış mısır içkisi chicha’yı hazırlar ve kumaş dokurlardı. Bunlar yeni bir imparatorun başa geçmesi, İnka’da salgın bir hastalığın olması, deprem gibi önemli olaylarda tanrılara kurban edilirdi. Sadece kızlar değil çocuklar ve savaş esirleri de bozulan evrensel düzenin yeniden kurulması için kurban edilirlerdi.

Dört bir yana açık olan ve kentin en yüksek noktasında yer alan güneş gözlemlerinin yapıldığı ve hala bir güneş saatinin bulunduğu İntivatana sırtına çkıp bir süre oturdum ve etrafı seyrettim. Bu sırada bir kaç lama biz misafirlerine karşı umursamaz bir halde antik kentin meydanındaki çimlerde otluyordu. Birden Pablo Neruda bu büyülü kent için yazdığı mısralarını bu kez kutsal sütunların arasından haykırdı:

Taş setlerin yüksek kenti, insan uygarlığının yalçın kalesi, çökmüş krallık işgallere ve asırlara rağmen hala dimdik ayakta...

Güneş Tanrısı İnti’nin öğle vakti kasıp kavuran sıcağından kendimi biraz olsun korumak için antik evlerden birinin göneş görmeyen odalarından birine sığınmak zorunda kaldım. Yılda beş milyona yakın turistin ziyaret ettiği Machu Picchu’nun bir grup Uzakdoğulu ziyaretçisi antik kentin tam ortasındaki çimlerin üzerine sırt üstü yatmışlar ve el ele tutuşarak bir birinden aldıkları doğu felsefesinin mistik enerjisini buradaki kutsal güneş enerjisiyle birleştirerek Nirvana’ya ulaşma telaşı içindeydiler. Diğerleri ise dünyada ulaşılması çok zor olan bu mekana gelebildikleri için kendilerini adeta hacı olmuşcasına mutlu sayıp bu kutsal mekandan ayrılmadan önce onlara burayı hatırlatacak küçük bir çakıl taşı, ve yahut bir bitki ya da toprak parçası almayı ihmal etmiyorlardı. Hatta çıkışta pasaportuna “Machu Picchu’yu gezmiştir” diye damga vurduranlar bile vardı.

...alıntıdır...
[/B]

Gizemli Maya Sarayı - Guatemala



2.000 yıl önce Kuzey Guatemala'daki Cancuen Sarayı'nda oturan Maya kralları, ülkeyi buradan yönetirlerdi. Ancak Maya Krallığı M.S. 840 yılında ekonomik çöküşe bağlı olarak yıkıldığı zaman, yağmur ormanları, krallığın bulunduğu bölgenin üzerini örterek yüzyıllarca uygar dünyanın açgözlü yağmacılarından gizledi.



Arkeologlar, bu bölgede orman dokusunun altında Maya Krallığı'nın bulunduğunu 1905 yılından beri biliyorlardı, ancak kazılarda çok önemli bir kalıntı bulacakları hiç akıllarına gelmiyordu.

Vanderbilt Üniversitesi'nden arkeolog Arthur Demarest'in liderliğinde bir grup bilim adamı, Guatemala'daki Universidad del Valle'nin yardımlarıyla üç katlı, 170 odalı, 11 avlulu bir sarayı ortaya çıkarttıklarını duyurdu. Bu saray bugüne dek bulunan en iyi korunmuş Maya sarayı.

''Saray, o kadar büyüktü ki herkesi bunun gerçek olduğuna inandırmakta zorluk çektik'' diye konuşan Demarest, aralarında törenlerde kullanılan pirit aynalar, obsidyen bıçaklar, yeşimden yapılmış tabakların olduğu Maya Uygarlığı'na ilişkin çok değerli eserler bulduğunu açıkladı.

...alıntıdır...
[/B]

Petra - Ürdün





Petra (Yunanca: πέτρα, Petra; Arapça: البتراء, al-Bitrā) Ürdün'nün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki toprakları üzerinde yer alan antik kenttir. M.Ö. 400 ile M.S. 106 yılları arasında Nebatiler'e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdürmüştür. M.S. 400 yıllarından sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardan dolayı kent gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuştur. 1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından kent tekrar bulunmuştur.

Petra antik kentinde tiyatro, tapınak, ev gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. el-Khazna ve Roma döneminde yapılan anfitiyatro en bilinen yapılardır.

6 Aralık 1985 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilmiştir. Peru'da yer alan Machu Picchu ile kardeş şehirdir.

7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.

Kolozyum - İtalya





Roma şehrinin merkezinde bulunan bu muhteşem amfiteatr başarılı lejyonerlerin ve Roma İmparatorluğu'nun onuruna inşa edilmiştir. Dizayn tasarımı bugün dahi geçerli olan bir anıttır ve yapılışından 2 bin yıl sonra modern stadyumlar Coliseum'un orijinal tasarımından etkilenmektedir. Bugün, filmler ve tarih kitaplar vasıtasıyla bu arenada seyircilerin beğenisine sunulan acımasız dövüşler ve oyunlar hakkında daha fazla bilgi sahibiyiz.


Tac Mahal - Hindistan



Tac Mahal, Babür İmparatorluğu'nun Timuroğulları hanedanının 5. hükümdarı Şah Cihan (1593–1666) tarafından, imparatorluğun o zamanki başkenti olan Hindistan'ın Agra şehrinde, Yamuna Nehri'nin kıyısında yaptırılmış bir anıt mezardır. Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan'ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Ercümend Banu'nun (Mümtaz Mahal) ölümü üzerine, onun hatırasına yaptırılmıştır. 1630'da inşaasına başlanan eser, 22 yıl sonra 1652'de tamamlanmıştır. Tac Mahal büyük Gonya imparatoru Ali İsa'nin oğlu İsa tarafindan yapılmıştır. Kumar'ın babası da Selim Cihangir'dir. İki kez evlenmiştir. İlk hanimi Jagat Gosini, ikincisi ise Mihrunnisa (Cihangir'le evlendikten sonra, Cihangir ona Nur Cihan adını vermiştir). Mihrunnisa'da iki kez evlenmiş ilk evliliği Ali Quli ile olup, Ladli isimli bir kızı vardır.

Tac Mahal, geniş bir avlu içinde, dört köşesinde 4 minare bulunan, 75 metre yüksekliğinde beyaz mermerden bir anıt kubbedir. İçinde Mümtaz Mahal ve Şah Cihan’ın mezarları bulunur. Kubbenin önündeki anıtsal bir kapıdan Tac Mahal’in bulunduğu bahçeye girilir. Bu kapının, bir kadının yüzünü örten ve nazikçe açılması gereken bir peçe olduğu düşünülür. Bahçe içinde ince uzun bir havuz ve bahçenin sonunda kubbeli yapı yer alır. Kubbenin bir yanında cami, diğer yanında simetriyi bozmamak için inşa edildiği tahmin edilen bir konuk evi vardır.

Bahçe, mükemmel simetri esasına dayanır. Ortadaki havuz ve dört kanaldan akan sular bahçeyi dörde böler. Bahçedeki çok sayıda çeşme ve havuzlar, Yamuna Nehri’nden gelen su ile beslenir. Tac Mahal’in içi, Hümayun’un Türbesinden esinlenerek yapılmıştır. Mozolenin bulunduğu ortadaki alana açılan 8 oda vardır. Buralar, ölüye Kuran okuyan mollalar için ayrılmıştır.

Tac Mahal'in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmıştır. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe, Mimar İsmail Efendi tarafından yapılmıştır. Kubbe üzerinde altınlı bir alem vardır. Anıtın dört yanına Hatta İsmail Efendi tarafından Yasin suresinin tamamı yazılmıştır.

Mümtaz Mahal ve Şah Cihan'ın sandukaları üst katta, kubbenin altındadır. Sandukaların bulunduğu yerdeki kubbede insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Şahın ve eşinin asıl lahitleri ise en alt katta bulunmaktadır.

Tac Mahal'in yüzbinlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet çok iri inci vardır. Bu mücevherler, beyaz mermere oyulan çiçek, demet gibi desenlerin içine yerleştirilmiştir ve böylece Tac Mahal’in günün değişik saatlerinde farklı renkler, değişik görüntüler yansıtması mümkün olmuştur. Tac mahal güneş ışınlarına bağlı olarak pembe sarı, açık leylak, krem gibi renklere bürünmektedir; sıcak öğleden sonra güneşinde ise adeta görünmez olmaktadır.

Romantik görünüşü ile herkesi büyüleyen, Doğulu Batılı birçok ünlü yazar ve şaire ilham kaynağı olan Tac Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan daha parlak görünür. 1966 Hint-Pakistan Savaşında, Pakistan savaş uçaklarına yol gösterici bir parıltı olmaması için, Hint hükümeti tarafından kubbesi siyah bir çadırla örtülmek zorunda kalınmıştır.

[COLOR="red"]Efsanesi[/COLOR]

Bir isyanı bastırmak için ordularıyla Burhanpur’a giden Şah Cihan’a, dokuz aylık hamile olmasına rağmen her zamanki gibi eşi Mümtaz Mahal de eşlik etmişti. Mümtaz Mahal, 14. çocuklarını doğururken öldü. Efsaneye göre ölmeden önce kocasına bir vasiyette bulundu: Anısına dünyada eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir anıt yaptırması. Şah Cihan, eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tuttu. Artık devlet işlerine ilgisini kaybeden hükümdar, teselliyi sanat ve mimaride buldu. Eşinin ölümünden 6 ay sonra Tac Mahal’in temeli atıldı.

Çin Seddi - Çin







Uzaydan bakıldığında ince, uzun bir dere gibi görülebilen, insan eliyle yapılmış tek eser olan Çin Seddi, Çin'in kuzeybatısı boyunca uzanan dünyanın en uzun savunma duvardır. Kalıntıları Po Hay körfezinde deniz kıyısında başlar. Pekin'in kuzeyinden geçerek batıya yönelir ve Huang-Ho nehrini ikiye bölerek güneybatıya uzanır. Gobi Çölü'nün güneyinden batıya yönelerek devam eder.

Uzaydan Çin Seddi, 1994Savaş ülkelerin çağında(战国时代)M.Ö.403~M.Ö.221, Çin seddinin temeli 20den fazla ayrı ayrı kırallık tarafından atılmıştı.Chu,Qi,Yan,Wei, Han,Zhao,Qin kırallıkları birbirinden korumak için sınırlarında ilk setler inşa ettiler. Qin,Zhao,Yan krallıkları ise XiongNu,DongHu,LinHu,LouFan'ın saldırılarını durdurmak ve ülkenin kuzey sınırlarını koruma amacıyla da inşa ettiler. Çin'in ilk İmparator Shi-Huang-Ti, burayı boydan boya aşılmaz bir savunma duvarıyla kapatmaya karar verdi. M.Ö.221 yılında daha önceki krallıkların yaptırdığı duvarları birleştirek uzattı. M.Ö.3. yüzyıldan M.S.17. yüzyıla kadar Çinliler seddi uzatmaya devam etmişlerdir. Seddi onaran ve savunma amaçlı kullanan son hanedan Ming Hanedanı (1368-1644) olmuştur.

Seddin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 10.000 kilometreyi bulur. Bugün ayakta duran kısım Ming Hanedanı devrinden kalan 3.000 kilometrelik settir. Ancak asıl inşaat, M.Ö.221 ile M.S.608 yılları arasında yapılmıştır.

Seddin kalınlık ve yüksekliği yer yer değişir. Sanılanın aksine Çin seddinin tamamı tuğlalardan oluşmaz. Bazı yerleri çok zayıf, kuvvetsiz maddelerden(kum, ker***) yapılmıştır ve bu duvarlar çok kısadır. Bu zayıf duvarların amacı devleti saldırılardan korumak değil kaçak düşmanı yavaşlatmaktır. Genellikle duvarın yüksekliği 7-10 metre, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. Kalın olan yerlerin üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir. Kalın duvarlar boyunca siperlik ve okçu delikleri vardır. 200 metrede bir gözetleme kulesi veya kale ve 9 kilometrede bir fener kulesi bulunur. Duvar üzerinde yer yer saray ve tapınaklara da rastlanır. Bazı yerlerde setler, kademeli savunmaya imkan verecek şekilde birkaç sıra halinde yapılmıştır.

Çin Seddi, en uzun sürede yapılan ve en çok insan çalıştırılan yapıdır. M.S.555'te Beijing ile Datong arasındaki 500 km.lik duvarın yapımında 1.800.000 kişi çalıştırılmıştır. Badaling dağının üzerinden geçen seddin sadece 200 metrelik kısmını yapmak için bile binlerce kişi çalıştırılmış ve bu kişilerin isimleri bir taşa yazılmıştır.


Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir.

Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir. Çin Şeddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırım oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6,000 kilometre uzunluğunda olan Çin Şeddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur.

Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir.

Çin Şeddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir. ideal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi'ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiçbir uçuşunda Çin Seddi'ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, şeddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığını, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya'da Baykonur'daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor. Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi'nin Ay'dan görülebildiğini iddia etmekteydiler.

Şüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay'a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay'dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay'dan Çin Seddi'nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir. Çinli astronot, Çin Seddi'nin uzaydan görülen tek insan yapısı olduğu şeklindeki yaygın inancın doğru olmadığını bildirdi.

Şencou-6 (Kutsal Tekne-6) adlı uzay gemisiyle Çin'in ikinci insanlı uzay yolculuğunu gerçekleştiren astronotlardan Fey Cunlong, dün Şanghay'da öğrencilerin sorularını yanıtlarken, uzaydan Çin Seddi'ni göremediklerini, set ile çevresi arasında çok az fark olduğunu söyledi.

7 Temmuz 2007 tarihinde,Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.


Chichen Itza Piramidi





Chichen Itza Piramidi (M.Ö. 800 öncesi) Yucatan Yarımadası, Meksika Chichen Itza, Maya medeniyetinin ekonomik ve politik merkezi olarak hizmet vermiş en meşhur Maya tapınak sitesidir. Değişik yapıları *Kukulkan piramidi, Chac Mol Tapınağı, Bin Kolonlar Geçidi, Tutukluların Oyun Sahası * bugün dahi harikulade bir mimari alan ve mekân düzenleme göstergesi olarak kendini göstermektedir. Piramidin kendisi Maya tapınaklarının en sonuncusu hiç şüphesiz en büyüğüdür.

...alıntıdır...
[/B]


KnowN:
Kinki Bölgesi - Himeji Şatosu (Dünya Kültür Mirası) - Japonya
 


Himeji Şatosu, sofistike bir savunma sistemi ile donatılmış 17. yüzyıl Japon şato mimarisinin en iyi örneğidir. Zaman zaman Shirasagi (Beyaz Balıkçıl) Şatosu olarak da anılmakta olup, mükemmel biçimli silueti ve beyaz sıva duvarları, kanatlanmak üzere olan beyaz bir balıkçılı anımsatır.

Kyushu ve Okinawa - Yakushima (Dünya Kültür Mirası) - Japonya
 


Bu dağlık ada, yüksekliği deniz seviyesinden 1,000 metreyi bulan, böylelikle astropikal ve yarı arktik iklimler arası bitki örtüsü için bir ortam sağlayan çok sayıda tepesiyle övünür. Bunların en popülerleri, 1000 ya da daha fazla yaştaki dev Yakushima sedirleridir.

Meteora - Yunanistan - Manastırlar Şehri



Meteora... Yunanistan'ın en ilgi çekici yerlerinden biri. Kalambaka bölgesinde birçok manastırın bulunduğu bir yer; ama burayı özel ve benzersiz yapan manastırların her birinin 300 m. kadar yükseklikteki kayaların üzerine yapılmış olması. Yolun başında başımızı kaldırıp manastırlara bakıyoruz, bunları bu kadar yükseğe nasıl yapmışlar düşüncesi herkesin aklında. Bulundukları noktaya çıkmak için virajlı yollardan tepelere doğru ilerliyoruz. İlk Hıristiyanlık döneminde keşişlerin inzivaya çekildikleri, Tanrı'ya yakın olup insanlardan uzaklaştıkları bir yermiş. Aşağıya ulaşım oldukça zor olduğundan ve zamanın 14.yy. civarı olmasından bu hedeflerine ulaşmışlardır diye düşünüyorum. Meteora'nın sözcük anlamı da "havada asılı" demekmiş.

Birçok manastırın bulunduğu Meteora'dan bugün, içinde hala keşişlerin olduğu ve ziyarete açık olan 6 manastır var. Bunlar, Megalo (manastırların en büyüğü ve müze olarak kullanılıyor), Varlaam, St.Stephanos (bu da müze olarak kullanılıyor), St.Nikolaos Anapafsa, St.Triada (ulaşması çok güç olan, vadiden karşıya geçmek gerekiyor) ve Rausanou. Birbirinden bağımsız kayaların üstüne yapılan manastırlar Unesco�nun Dünya Kültür Mirasları listesinde de yer alıyor.

Manastırı ziyaret eden kadınların etek giymeleri gerekiyor. Ben bunu şöyle öğrendim. Girişte, rahibe bana bakarak çığlık çığlığa bir şeyler söylüyordu. Sonradan anladık ki, gösterdiği uzun eteklerden giymemi istiyor. Üzerimde zaten pantolon vardı ve tekrar etek giymem anlamsız geldi; ama rahibe ısrar edince pantolonun üzerine eteği giyip öyle gezmiştim manastırı. (Wikiturkey)

Terra Cotta Askerleri (The Terra Cotta Warriors and Horses) - Çin





Dünyanın en ilgi çekici imparator mezarı olarak kabul edilen, yaklaşık 2 bin yıl önce Çin tarihinin en önemli kişiliklerinden biri olan İmparator Qin Shihuang tarafından inşa ettirilmiş olan ve dünyanın 8. Harikası olarak tanımlanan müzenin diğer adı imparatorun ismini taşıyan Qin Shihuang Mezarlığıdır.

Mezarı yaptıran Qin (M.Ö 259-M.Ö 210), Çin feodal toplumunun ilk imparatoruydu. Çin'i birleştiren ilk hükümdar olan Shihuang döneminde Çin siyasal güçlenme aşamasına başlamıştır.

O zamanlar imparatorlar kendileri için lüks mezarlar hazırladıklarından, Qing Shi huang da daha 13 yaşındayken, tahta çıkar çıkmaz hemen mezarını hazırlamaya başladı. Başlangıçta yüksekliği 120 metre, genişliği de 500 metre olan bu mezarın günümüzdeki yüksekliği 76 metre genişliği de 100 metreye kadar indi. Tarihi kayıtlara göre, yaklaşık 20 milyon nüfuslu Qing İmparatorluğu'nda 700 bin kişi bu mezarın inşasında çalıştı.

Mezar hem dev bir imparator sarayı gibi, hem de bir savunma kenti gibi görünmektedir. Qing Shihuang, hayatı boyunca kullandığı her şeyi bu yeraltı mezarına taşımıştır. Çocuk doğurmayan cariyeler ve mezarı inşa eden ustalar bile onunla birlikte toprağa gömülmüştür. Bunun amacı cariyelerin başkalarıyla evlenmesini ve mezarın bilgilerinin dışa sızmasını önlemekti.

Qing Shihuang, önceleri 4000 çocukla birlikte toprağa gömülmek istiyordu ve vezirine böyle emir verdi. Vezir de halkın isyan etmesi önlemek için Qing Shihuang'a gerçek gibi görünen asker ve at heykelleri yaptırılmasını önerdi. Qing Shihuang, bu öneriyi beğendi ve yeniden emir verdi.





Terra Cotta askerleri ve atları 20.yüzyılda ortaya çıkarılan en önemli ve en görkemli arkeolojik kazıdır. Çalışmalara hala devam edilmektedir. Şu ana kadar 500 asker heykeli, tahtadan yapılmış savaş 18 arabası, 100’den fazla at heykeli çıkarılmıştır.

Müzede sergilenen asker ve at heykelleri toplam 3 dev çukurda bulunmaktadır. Tahminlere göre, bu 3 çukurdan 8000'den fazla heykel çıkarılacaktır. Heykellerin hiç biri birbirine benzememektedir ve canlı gibi görünmektedir. Heykellerin hepsi, Çin'in ilk imparatoru Qing Shihuang'ın koruma birliğindeki askerlere göre yapıldı. Asker heykellerine dikkatli bakılınca, nereli oldukları da anlaşılmaktadır. Çünkü Çin'in doğu ve batısında yaşayanların görünüşleri farklıdır.

Heykellerden en ağır olanı 300 kilo, en hafif olanı ise 100 kilo kadardır. Bu heykel askerlerin ortalama boyu, 1 metre 80 santimetre civarındadır. Qin Shihuang Mezarı’nın büyük tarihi değer taşımasından dolayı, Qin Shihuang Mezarı ve Yeraltı Heykel Ordusu, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alınmıştır.





...alıntıdır...
[/B]

La Sagrada Familia - İspanya - Barcelona (Bitmeyen Kilise)











Kilise ünlü mimar Antoni Gaudi (1852 – 1926)'nin eseri. Deli mi dahi mi olduğu diplomasını aldığı günden beri hala tartışılan Gaudi, Barselona civarında küçük bir şehirde doğmuş, Barselona da okumus, eserlerini vermiş, hayatını bu şehre adamış. Şehre serpiştirilmiş pek çok eseri var ve hepsi de ünlü uğrak yerleri turistler için.

Antoni Gaudi


İnşaatı 1882 de başlamış ve Gaudi omrunun son 40 yılını sadece ve sadece bu kilise inşaatına vakfetmiş. İnşaat hala sürüyor. 1900 lerin başında böyle bir projenin iki-üç yüz yıl süreceği hesaplanıyormuş. Ancak bugünkü bilgisayar teknolojileriyle inşaat oldukça hızlanmış durumda. 2026 da biteceği kuvvetle tahmin ediliyor. Yani Gaudinin ölümünün 100. yılında.

Gaudi, "Binanin bitmesi yüzyıllar sürer" diyenlere "İşverenimizin bir acelesi yok" diyormuş. İnsanın kendi ömrünün yetmeyeceği bir projeye bu gerçeği bilerek atılmasını her zaman takdirle karşılanmalı. Gaudi bunu bildiğinden projesini detaylarıyla hazırlamış, maketler, modeller yapmış, yaptırmış... (Yüksekliği 170m'yi buluyor, boğaz köprüsü ayakları 100m'dir, ondan daha da büyük olacak.) Kilise mimari açıdan tam bir şaheser niteliğinde. Vitraylar, heykeller, sütunlar v.s...













...alıntıdır...
[/B]

Plaza de Cibeles - İspanya - Madrid





Tanrıça Kibele'ye adanmış meydanın ortasında muhteşem bir çeşme yer alıyor. Madrid'in en görkemli karelerinden biridir. Merkezinde Cibeles Çeşmesi yer alır. Bu çeşme bir semboldür. Tasvir edilen tanrıçayı iki aslan at arabası ile çekmektedir. Kibele bir asa tutar. Vahşi aslanın at arabasını çekmesi tanrıçalığını yada doğal gücünü simgeler. Çeşme Rodriguez Ventura tarafından 1777-1782 yılları arasında inşa edilmiştir. Çeşme aslında Buenavista Sarayı yanındaydı. Bugünkü konumuna 19. yüzyılın sonlarında meydanın ortasına taşınmasıyla aldı. Bu çeşme ve binanın çevresinde birçok tarihi mekan bulunmaktadır. İspanyol futbol takımı Real Madrid, çeşmeyi gayri resmi simge kabul etti ve her kupa alışlarında taraftarları için bir buluşma noktası oldu (Oyuncular da oraya gelir).





...alıntıdır...
[/B]

Eyfel Kulesi - Fransa - Paris



Eyfel Kulesi, Paris'in ünlü demir kulesidir. Eyfel Kulesi, aynı zamanda tüm dünyada Fransa'nın sembolü halini almıştır. İsmini, inşa eden mühendis Alexandre Gustave Eiffel'den alır. En büyük turizm cazibelerinden biri olan Eyfel Kulesi, yılda 6 milyon turist çeker. 2002 yılında toplam ziyaretçi sayısı 200 milyona ulaşmıştır.

Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel'in firması tarafından, Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde inşa edilmiştir. Aslında Eyfel Kulesi'nin mimarı Gustave Eiffel değil, İsviçreli Maurice Koechlin 'in siparişi üzerine tasarlayan Stephen Sauvestre'dir. Meslektaşı Emile Nouguier ile beraber ilk tasarımları yapmıştır. Eyfel Kulesi'nin, 7.739.401 Frank 31 Sent tutan inşaat masrafları, Gustave Eiffel'in tahminlerinin 1 milyon frank üstündedir. 1889 yılındaki açılış tarihden önceki 5 ayda 1,9 milyon kişi ziyaret edince, yıl sonuna kadar toplam masrafın 3/4'ü çıkartılmıştır. Böylelikle Eyfel Kulesi, daha başından, kazanç sağlayan bir şirket görünümüne bürünmüştür. 3.000 işçi 26 ay boyunca 18.038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirmiştir. Hiç ölüm vakası yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durumdur. 1902 yılında yıldırım çarpınca, kuleyi ışıklandıran lambalar ve bazı bölümler zarar görmüş ve yeniden yapılmıştır.



Ancak bu arada Eyfel Kulesi, onu bir utanç lekesi olarak gören Paris halkının tepkisini de çekmiştir. Bazı sanatçılar devasa bir sokak lambasına benzetirken, bir fabrika bacası gibi Paris'in görsel itibarını zedeleyeceğini ileri sürmüşlerdir. Böylelikle devrin sanatçı ve edebiyatçı çevresinde bir kampanya başlatılmış, bu kampanya süresince ünlü sanatçıların imzaladığı bildiriler dağıtılmıştır.Ünlü romancı Guy de Maupassant'ın kuleden nefret ettiği ama her öğle yemeğini de oradaki lokantada yediği görülünce, "Ne yapayım kuleyi göremeyeceğim başka bir yer yok" cevabını vermiş. Ünlü kadın casus Mata Hari'yi yakalamak için kuleden faydalanılmıştır. Hitler yenilip de, müttefikler Paris'e yaklaşınca, Hitler General Dietrich von Choltitz'e hem kuleyi, hem de tüm Paris'i yıkmasını emretmiş ama general 'Tarihe Eyfel kulesini ve Paris'i yıkan adam olarak geçmek istemiyorum" diyerek, emre karşı gelmiş.

1985'de James Bond filmlerinden A View To Kill (Öldüren Manzara) burada çekilmiştir. James Bond rolünde Roger Moore oynuyordu. Bond kızı Grace Jones da film icabı paraşütle kuleden atlamıştır.



Bugün ise Eyfel Kulesi, Dünya'nın en güzel mimari yapılarından biri olarak kabul edilir. Parisliler onu Demir Bayan olarak adlandırırlar.İlk başlarda Eiffel, kuleye sadece 20 yıl için müsaade almıştı. Dolayısıyla, 1909 yılında kulenin sökülmesi gerekiyordu. Ancak kule, iletişim için çok uygun yüksekliğe ulaştığından ve yeni yüzyılda Atlantik ötesi haberleşmeye imkan tanıdığından, kalmasına izin verildi.

...alıntıdır...
[/B]

Louvre Müzesi  - Fransa - Paris





Louvre Müzesi (Fransızca Musée du Louvre): Paris, Fransa'da bulunan dünyanın en büyük müzelerinden biridir. Eskiden bir saray olan müze, 1793 yılında Avrupa'da ilk kez müze olarak halka açılmıştır. 1980'li yıllarda 1,2 milyar ABD doları harcanarak yenilenmiş, 21 metrelik cam piramit giriş de o zaman yapılmıştır. 19. yy. Mısır, Yunan ve Roma eserlerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 30.000 eserin bulunduğu müzedeki en ünlü eserler arasında, Milo Venüsü, Winged Victory of Samothrace, Mona Lisa (Leonardo da Vinci) ve Slaves (Michelangelo) sayılabilir.Bu müze resim ve heykellerden oluşmaktadır.







...alıntıdır...
[/B]

Pisa (Pizza) Kulesi - İtalya





Pisa Kulesi, İtalya'nın kuzeyindeki Pisa şehrinde Piazza dei Miracolide (İtalyanca Mucizeler Meydanı) yer alan ve 1063-1090 yıllarında yapılan şehir katedralinin çan kulesi, ana yapıdan ayrı olarak 1173'te yapılmıştır. Ünlü Pisa Kulesi, bu çan kulesidir.

Kule üst üste bindirilmiş yuvarlak 6 sütun dizisinden meydana gelmiştir. 56 metre yüksekliktedir. Üzerine 294 basamaklı bir merdivenle çıkılır. En üstteki çanların bulunduğu 8. kat silindir biçimindedir.

Pisa Kulesi bitirildiği tarihten itibaren güneye doğru eğilmeye başlamıştır. Bunun sebebi temeldeki yumuşak zemindeki bir çökmedir. Günümüzde, kulenin tepesinden güney yönünde aşağı sarkıtılan bir çekül 4,3 metre açığa inmektedir. Ancak yapının ağırlık merkezinin izdüşümü kendi temel dairesinin içinde kaldığı için kule devrilmemektedir. Kule her yıl milimetrenin onda yedisi kadar (100 yılda 7 cm) eğilmektedir. Kulenin şu andaki eğimi 5,5° kadardır.

Kule, Pisa'nın gücünün ve zenginliğinin bir sembolü olarak Cenova ve Venedik'e rakip olarak yapılmıştır.

Galileo'nun, bütün cisimlerin aynı hızla ve aynı fizik kanununa uyarak düştüklerini farklı ağırlıklardaki iki top güllesini bu kuleden aşağı bırakarak gözlemlediği iddia edilmiştir. Bilginin kaynağı Galileo'nun bir öğrencisi olmasına rağmen bu iddia geniş çevrelerce bir efsane olarak kabul edilir.

Kule 1990-2001 yılları arasında onarım için kapalı tutulmuştur.

Bulunduğu zemindeki çökme nedeniyle yıkılma aşamasına gelen İtalya’nın ünlü Pisa Kulesi, 20 milyon sterlinlik projeyle kurtarıldı. Birkaç yıl içinde yıkılacağı uyarısında bulunulan kule, proje kapsamında yapılan 45 cm’lik bir düzleştirme çalışmasıyla eski haline getirildi. 28.05.2008



Pisa Kulesindeki eğim artışı bitti

İtalya’nın Toscana bölgesindeki Pisa kentinde bulunan ünlü Pisa Kulesindeki eğim artışı sorunu sona erdi. Ünlü kulenin eğiminin giderek artması neticesinde yıkılma korkusu duyulmasının ardından 1990’da yapılan teknik müdahale 18 yıl sonra olumlu sonuç verdi.

Pisa Kulesini kurtarmaya yönelik teknik çalışmalara rehberlik etmiş olan Torino Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Michele Jamiolkowski, teknik müdahalenin olumlu sonuç verdiğinin artık iyice netleştiğini açıkladı.

Prof. Jamiolkowski, Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan demecinde, 1700’lü yıllardan bu yana Pisa Kulesindeki eğim meselesinde ilk kez tam bir duraksama olduğunu belirterek, "Kuledeki eğim değişikliği durdu. Öngörülerimiz gerçekleşti. Artık en az 300 yıl rahatız" dedi.

Eğikliğiyle ünlü Pisa Kulesinde güneye doğru eğilimin giderek artması, 1990’da teknik müdahaleyi zorunlu kılmıştı. 1993’de kulenin eğikliği, 4,47 metreyle rekor düzeye ulaşmıştı. Kulenin kuzey kaidesinin altına toplam 599 ton ağırlığındaki 94 karşı ağırlığın yerleştirilmesiyle eğimin 2001 yılında 4,10 metreye düşmesi sağlanmıştı.

Jamiolkowski’nin açıklamasına göre Pisa Kulesinde artık 3,99 metreye inmiş olan eğim, sabitlik kazanmış bulunuyor.

Not : Bu kule pizza kulesi ismi ile de anılmaktadır fakat bulunduğu yerin isminin de PİSA olması kulenin isminin de Pisa Kulesi olduğunun destekçisidir.



Teknik bilgiler

Miracoli Meydanı Yüksekliği : Yaklaşık 2 metre (6 feet)
Yükseklik: 55,863 metre (183 ft 3 inc), 8 kat
Dış Çap: 15,484 metre.
İç Çap: 7,368 metre
Eğim açısı: 5.5° derece veya 4.5° derece (düşeyden)
Ağırlık: 14.700 ton
Duvar kalınlığı : 2,4 metre (8 ft)
 
Pisa Kulesi.Toplam Çan sayısı: 7, Gamlı tuned, saat yelkovanı yönünde.
1.nci çan: L'assunda 1564 dökümü,yapan Giovani Pietro Orlandi ağırlık 3.620 kg (7.981 lb)
2.nci çan: il crocifisso 1572 dökümü, yapan vincenzo Possenti ağırlık 2.462 kg (5.428 lb)
3.ncü çan: san Ranieri, 1719-1721 dökümü, yapan Giovanni Andrea Moreni ağırlık 1.148 kg (3.192 lb)
4.ncü çan : La Terza (birinci küçük) 1473 dökümü,ağırlık 300 kg (661 lb)
5.nci çan: La Dasquereccio, 1262 dökümü, yapan Lattering ağırlık 1.014 kg (2.235 lb)
6.ncı çan : il Vespruccio (ikinci küçük) 14.nci yüzyıl dökümü tekrar 1501, yapanNicola di Jacobo ağırlık 1.000 kg (2.205 lb)
7.nci çan: Del Pozzetto, 1606 dökümü ağırlık 652 kg (1.437 lb)
Çan kulesine adımlar: 294

...alıntıdır...Vikipedi...
[/B]

KnowN:
Big Ben - İngilter -Londra





İngiltere’nin simgesi haline gelmiş olan tarihi saat kulesi Londra Westminster Sarayı’nın yanındadır.

96.3 metre yüksekliğe sahip ve dünyanın en büyük dört taraflı saat kulesi olan Big Ben, 1834'teki yangından sonra inşa edilmiştir.

Aslında Big Ben ismi kulenin değil yaklaşık 13 tonluk saatin ismidir ancak halk tarafından tüm kule bu isimle anılmaktadır.

...alıntıdır...
[/B]

Çikolata Tepeleri - Filipinler - Bohol





Chocolate Hills (Çikolata Tepeleri) Filipinler’in Bohol bölgesinde 30 ila 50 metre yüksekliğe sahip ve şekilleri neredeyse birbiri ile aynı 1268 tepeciktekten oluşmaktadır.

İlk görüldüğünde elle yapıldığı düşünülen tepeciklerin tamamı doğal coğrafik şekillerdir ve 50 kilometre kare alana yayılmışlardır.

Üzerleri çimle kaplıdır ve mevsime göre yeşilden kahverengiye renk değiştirmektedirler. Bu yüzden Çikolata Tepeleri adını almışlardır.

Oluşumları ile ilgili bir çok efsane bulunmaktadır. Ayrıca bilim adamları tarafından da halen tartışılmaktadır. En kuvvetli hipotez, yeraltı hareketleri neticesinde oluştuklarıdır.

Dünyada üzerinde buna benzer başka bir oluşum daha yoktur.

...alıntıdır...
[/B]

Yasak Şehir / Beijing / Çin





Çin ve Ming handedanlıkları zamanında Çin İmparatorluğu’nun en önemli sarayı olan Yasak Şehir (Forbidden City) Çin’in Pekin (Beijing) bölgesinde bulunmaktadır.

720,000 metre karelik bir alana kurulu olan ve dünyada ayakta kalan en geniş sarayın 8,886 odası bulunmaktadır.

Yasak Şehir denmesinin sebebi, imparatorun izni haricinde kimsenin saraya girememesindendir.

1406 ila 1420 yılları arasında inşa edilmiştir.

...alıntıdır...
[/B]
Büyük Mavi Delik / Belize / Kuzey Amerika







Belize kıyılarının 96 kilometre doğusunda bulunan Dünya’nın en geniş deniz çukurudur.

Şekli neredeyse mükemmel bir çember olan çukur, 305 metre çapında ve 146 metre derinliğindedir.

Barındırdığı çok çeşitli yaşam formları ile dalışseverlere benzeri olmayan bir deneyim yaşatan doğa harikası içerisindeki su yeteri kadar sirküle olamadığından dalgıçlar oldukça derin dalışlar yapmak zorundadır.

...alıntıdır...
[/B]

Corcovado Tepesi / Rio De Janeiro / Brezilya







1. Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinin en yüksek (yaklaşık 680 metre) tepelerinden biridir.

Corcovado, Türkçe’de Kambur anlamına geliyor. Bu tepeyi diğerlerinden ayıran özelliği ise tam tepesindeki 38 metre yüksekliğe sahip İsa haykelidir.

Dokuz yıllık uğraş sonucunda 1931 yılında inşası tamamlanmıştır.

Heykele ulaşmak için 3.8 kilometre uzunluğunda bir yol kullanılıyor. Ulaşım elektrikli trenler ile sağlanıyor.

Yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Heykel, Cristo Redentor ismiyle anılmaktadır.

Yılda ortalama 300.000 kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Heykelin yapımında zamana ve hava koþullarına çok dayanıklı olan Sabun Kayası kullanıldı.

Bu kayanın özelliği çok yumuşak bir yüzeye sahip olması, yani yeterli azme sahipseniz tırnaklarınızla bile yerle bir edebilirsiniz.

Heykelin en etkileyici özelliklerinden biri ise gece dağ tamamen karanlık kaldığından özenle ışıklandırılmış İsa heykelinin Rio de Janeiro kenti üzerinde uçan koruyucu bir melek gibi görünmesidir.

Heykelin yanından Rio de Janeiro’nun tümünü görebilirsiniz. Şehrin 680 metre üstünde olduğunuzdan bazı yolcu uçaklarının altınızdan geçtiğini görebilirsiniz.

2. Türkçe, "Kurtarıcı İsa" anlamına gelen heykel, dağın aşağı kısmında Tijuca Milli Parkı bulunur. Corcovado 710 m. yükseklikte olup, muhteşem bir şehir manzarası sunar. Corcovado dağ treni, kıvrımlı bir yolu izleyerek dağın zirvesinin yakınına kadar gelir. 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.

Dağın zirvesinde Heitor Silva Costa tarafından tasarlanan ve Fransız heykeltraş Paul Landowski tarafından beş yıl içinde gerçekleştirilen İsa heykeli (Portekizce: Christo redentor) bulunur. Landowski'nin eseri 1931 yılında son bulmuş ve 12 Ekim'de dikilmiştir. 30 m. boyundaki devasa heykel 8 m. yükseklikteki bir kaide üzerinde durur ve 1.145 ton ağırlığındadır. Yalnızca başı 3,75 m. yüksekliğinde olup 30 ton gelir. Açılmış kollarının genişliği 30 m. tutar. İnşaat malzemesi olarak beton, üzerinde katman olarak da sabun taşı (talk da denir) kullanılmıştır. Heykelin inşası katolik derneği tarafından, aslen çirkin telefon direklerini örtmek için sipariş olarak verilmiştir. Bugün yılda 1 milyon kadar turist anıtı ziyaret eder.

...alıntıdır...
[/B]

Angkor Wat / Siem Reap / Kamboçya







Siem Reap, Kamboçya'nın kuzey batısında küçük, sevimli bir şehir. Çemberlitaş hamamının nemli sıcağını andıran bir iklimde, palmiye, mango, lotus ve vahşi orkidelerin cömertçe etrafa yayıldığı, iki tekerlekli vasıtaların yollarda sel gibi aktığı tipik bir Uzakdoğu şehri... Ortasından, şehirle aynı adı taşıyan nehir geçiyor. Veren ve alan bir nehir Seam Reap; yörenin tüm su ihtiyacını karşılayan, atılan çöpleri alıp götüren, kanalizasyon görevini yerine getiren, hep aynı emektar nehir! Şehir geçimini turizmden sağlıyor. Dünyanın dört bir yanından turistler buraya, yılın her mevsiminde akın ediyor. Bunun tek nedeni, şehrin 20 kilometre dışında, Unesco'nun "Dünya Mirası" listesinde yer alan bir dünya harikasının, Angkor Wat'ın bulunması.

İnsan elinden çıkma en görkemli, en ince, rafine sanat eserleriyle süslenmiş yapıtlardan biri Angkor Wat. Bunun, bir de 12'inci yüzyılda, örneğin Osmanlı İmparatorluğu ve Rönesans'tan bile önceki dönemlerde gerçekleşmiş olduğu düşünüldüğünde, şaşkınlık ve hayranlık sınır tanımıyor! Angkor Wat hem en büyük tapınağın, hem de tüm yörenin adı.

Birbirinden ilginç bir düzine tapınağın bulunduğu bu alanda, 12'inci yüzyılda 1 milyona yakın insanın yaşadığı sanılıyor. Tropik ormanın içinden yükselen Angkor Wat'a ilk bakışta tutulmamak olanaksız! Önünüzde göğe yükselen merdiven basamakları, yüzlerce sütun, iç içe geçen avlular, yontu sanatının harikası dev insan suratları, bulutlara değen lotus çiçeği şeklindeki beş, on katlı kuleler!...

Şiddetli çarpışmaların olduğu Angkor Wat yöresi, tüm savaş süresince doğal olarak halka kapalı tutulmuş. Angkor Wat üzerinde çok şey söylenip yazılmış. Ama bunlar içinde en orijinal (!) lafı da, zamanında Pol Pot etmiş: "Angkor Wat gibi bir şaheseri yapmış olan bizler, her şeyi yapmaya muktediriz!" demiş ve... Sonra ne yaptığı hepimizin malumu!

12'inci yüzyılda Kral Suryavarman II tarafından yaptırılan olağanüstü Budist tapınağı.

İnsan eliyle yapılmış en görkemli ve en ince yapıların başında gelmektedir.

İçinde bulunduðu ve alanı 200 kilometrekare’yi bulan Siem Reap Şehri zaman içinde tamamen sık ormanlarla kaplanmıştır. Bu gür ormanlarla kaplanmış olan devasa tapınak 1858 yılında keşfedilmiştir.

3 kilometre karelik alanı kaplayan tapınağın iç ve dış duvarları Khmer ve Hindu sanatının en güzel örnekleri ile doludur.

...alıntıdır...
[/B]

London Eye / Londra / İngiltere





135 metreye varan yüksekliği ile Avrupa’nın en büyük dönme dolabı olan London Eye, yılda ortalama 3 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

2000 yılında faaliyete geçen London Eye, Jubilee Gardens yakınında Thames nehri kıyısındadır.

Toplam 32 kabine sahiptir ve her kabinden yaklaşık 20 kişi aynı anda yararlanabilir. Bir tam turu ortalama 30 dakikada tamamlamaktadır.

İlginç bir bilgi olarak, dönme dolap çok yavaş hareket ettiğinden yolcu indirmek ve almak için durmamaktadır.





 ...alıntıdır...
[/B]

Astronomik Saat / Prag - Çekoslovakya






1338 yılında kurulmuş, 12 azizin her saat başı pencereden göründüğü bir saat olan kuledir.Turistlerin ellerinde fotoğraf makinası azizlerin çıktığı anı bekleştiğini görürsünüz.


Prag’ta, Eski Şehir Meydanı’nda, yani şehrin tam kalbindedir Saat Kulesi. Bu meydan bir çok kişiyi geçmişin izlerinde bir yolculuğa çıkarır.

İşte bu meydandaki meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hunuş Usta yapmıştır. Amacı, Kutna Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermektir. “Herkes bir gün geldiği yere geri dönecek yani elbet bir gün toprakla özleşip ölecek!”

Saati yapar yapmaz dünyanın en önemli adamı haline gelir. Kral’dan daha fazla adı duyulmaya başlar çünkü, Avrupa’nın her yerinden insanlar Prag’a sadece ve sadece saati görmeye gelir. Zamanla Hunuş Usta’ya başka ülkelerden de teklifler gelir, fakat Hunuş usta bu teklifleri reddeder. Zamanla bu teklifler Kral’ın kulağına kadar gider ve Kral, Hunuş Usta’nın saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan Hunuş Usta da kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır, saati bozarak intikamını alır. Saati 50 yıl kadar çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat ustası onarır.



Hunuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki rakamlar İbranice’dir. Bu Babil saatini göstermektedir. Hunuş Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da bir jest yapmış ve Babil saatini de kendi saatine eklemiştir.

Saatin etrafında 4 tane kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir; “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği” anlatır. Sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü” anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.

Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme konusunda bizleri uyarır.

Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter.



...alıntıdır...
[/B]

Kremlin Sarayı ve Kızıl Meydan / Moskova / Rusya





1. Kremlin ve Kızıl Meydan (1156 - 1850) Moskova, Rusya I.Ivan’ın malikânesi olarak inşa edilen Kremlin sarayı 1917 Rus İhtilaline kadar Rus Çarlarının resmi sarayıdır. Halen bugün Başkanın çalışma ofisi olarak kullanılmaktadır. Kremlin Sarayının önü Kızıl Meydan’dır – birçok kişinin 1 Mayıs gösterileriyle bağdaştırdığı etkileyici ve muhteşem bir meydan. Meydanda ayrıca 1550 yıllarında Korkunç Ivan’ın Kazan Moğol kalesini ele geçirmesinin onuruna yapılan St Basil Kilisesi de bulunmaktadır.



2. Moskova'daki Kızıl Meydan'da bulunan ve Moskova'nın sembolü olan Kremlin Sarayı, Çar Korkunç İvan tarafından 1155'te yaptırılmıştır. Eski bir savunma kalesi olan Kremlin, 19 metre yükseklikte kırmızı bir duvarla çevrilidir. Bu duvarın çevre uzunluğu 2250 metredir. Duvarın giriş yerlerinde ve köşelerinde büyük kuleler vardır. En büyük kule 72 metre yüksekliktedir. Burada ilk yapı 14. yüzyılda yapılmış, daha sonra yeni ilavelerle büyümüştür.

Kremlin'in içinde harika saray ve kiliseler vardır. Fakat bunların hepsi İtalyan ve Alman mimarları tarafından yapılmıştır ve Rus mimarlık sanatını yansıtmazlar.

Kremlin Sarayı'nın hemen yakınında bulunan ve Aziz Basileios adına Korkunç İvan tarafından yaptırılan Saint-Basile Katedrali, yalnız Moskova'nın değil bütün Rusya'nın en orijinal eseridir ve dünyada buna benzeyen başka bir kilise yoktur. Çünkü bu yapı şark stilinde bir kilisedir. Kubbeleri İslami eserlerin kubbelerine benzer.

Katedralin inşaatına 1555'de başlanmış, 1560'da bitirilmiştir. Yapının mimarı Barma adlı bir Rus'tur. 11 bölümü ve 8 kubbesi vardır. Kubbelerin yükseklik, süsleme ve renkleri birbirlerinden farklıdır. Fakat hepsi soğan başı gibi yuvarlak ve sarmal dilimlidir. Düz, gofre veya prizmatik çinilerle kaplanmışlardır. En yüksek kulenin kubbesi altın yaldızlıdır.

Kremlin sarayı Rus hükümetinin residansı olarak hala kullanılmaktadır. Müze haline getirilmiş olan diğer saraylarda, çarlara ait mücevherler, mobilyalar ve diğer eşyalar sergilenmektedir ve bunlar hem sanat hem de maddi değer bakımından bir hazine sayılmaktadır.



[COLOR="red"]3. [/COLOR]Rusya’nın sembolü olan Kremlin, Moskova’nın en eski yapısıdır. Moskova’nın en eski Katedral Meydanı, Kremlin’in merkezidir. Kremlin Katedralleri ( Başmelek Katedrali, Meryem’e Müjde Katedrali, Çarların ve Imparatorların Taç Giyme Törenleri’nin düzenlendiği Uspenski Katedralleri ) bu meydanda bulunmaktadır. Meydan da adını onlardan almıştır. Meydanda katedrallerin dışında ayrıca 1508’de yapılan altın başlı Büyük Ivan Çanı ve adını ön cephesindeki hudutlardan alan, 1491’de inşa edilen Fasetalı Saray bulunmaktadır. Kremlin’in bu bölümünde merasim törenleri düzenlenir, yabancı ülkelerden gelen Büyükelçiler kabul edilirdi.



[COLOR="red"]Kremlin Sarayı Tarihi[/COLOR]
Rusya’nın sembolü olan Kremlin, Moskova’nın en eski yapısıdır. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın konağı Kremlin’dedir. Kremlin pek çok kez restore edilmiştir. Kırmızı tuğlalarla örülü kule ve duvarları, XV. yy.da yapılmıştır.

1547’de Moskova’daki Kremlin Sarayı’nda taç giydi. Eski Rus kentlerinin birçoğunda bir kremlin ya da kale bulunur. Ancak o andan itibaren, Moskova’daki hisar Kremlin idi. 12. yüzyılda Moskova kurulup büyüdükten sonra merkezin etrafını kale çevreliyordu. Üçgen şeklindeki şehir Moskova Nehri’nin yanında 28 hektarlık bir alanı kaplıyor. Içindeki çarların sarayları ile kiliseler yer alıyor. 1917’deki ihtilalden sonra Kremlin, Sovyet devletinin üssü oldu.




...alıntıdır...
[/B]

KnowN:
Özgürlük Heykeli - New York - ABD





New York şehrinde, inşa edildiği 1886 yılından bu yana Amerika'nın simgesi olan anıtsal heykel ve gözlem kulesi. Dünyada en çok tanınan ikonlardan biridir.

Bakırdan yapılan Özgürlük Tanrıçası Heykeli, Fransa tarafından kuruluşunun 100. yılı nedeniyle ABD'ye (10 yıl gecikmeli olarak) hediye edilmiştir; kaidesi ise ABD'de yapılmıştır. 1884-1886 yılları arasında inşa edilen heykelin yaratıcısı Frederic Bartholdi'dir. Çelik iskeleti Gustave Eiffel, kaideyi Richard Morris Hunt yapmıştır. ABD'nin New York şehrindeki Özgürlük Adası'nda yer alır.

Özgürlük Heykeli, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir tablet tutar. Tabletin üstünde 4 Temmuz 1776 tarihi (Bağımsızlık Bildirgesi'nin tarihi) yazılıdır. Meşalenin 7 sivri ucu 7 kıtayı veya 7 denizi simgeler. Heykelin yüksekliği 46 m, kaidesi ile beraber 93 m'dir. Ziyaretciler heykelin içinden meşaleye kadar 168 basamaklı bir merdivenden çıkabilirler. Özgürlük Heykel'nin meşale tutan sağ elinin yüksekliği 13 metredir. Meşalenin etrafındaki dehlizde 15 kişi birarada dolaşabilir. Özgürlük Heykeli'nin başının genişliği 2 metre, yüksekliği ise tacı ile birlikte 5 metredir.

Özgürlük Heykeli, ziyaretçilere açıktır. Ziyaret etmek isteyenler adaya bir feribotla ulaşırlar, merdivenleri tırmanarak meşaleye çıkabilir ve New York limanını seyredebilirler.

Özgürlük Heykeli'ne Singer dikiş makinelerinin kurucusu Isaac Singer'in dul eşi Isabelle Eugenie Boyer modellik etmiştir. Özgürlük Heykeli 1884 yılında Fransa'da tamamlandıktan 1 yıl sonra 350 parçaya bölünüp 214 sandık içinde New York limanına ulaştırılmıştır. Parçalar, 4 ay içinde kaidenin üzerinde yeniden birleştirilmiş ve 28 Ekim 1886 tarihinde binlerce izleyicinin önünde açılışı gerçekleşmiştir.
Özgürlük Heykeli, 1984'ten beri UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer almaktadır.

Özgürlük Heykeli'nin daha küçük boyutlarda bir kopyası Paris'tedir ve Atlantik Okyanusu'na doğru bakar. Dünyanın başka çeşitli yerlerinde de (Osaka, Priştina, Pekin, Nevada, South Dakota, Bordeux...) küçük kopyaları bulunmaktadır.



New York'taki Özgürlük Heykeli'nin parasını Sultan Abdülaziz ödemiştir.

Özgürlük Heykeli, 19. yüzyılın ortalarında Türk toprağı olan Mısır'a dikilmesi maksadıyla Fransızlar tarafından hazırlanmış ama sonradan yaşanan bazı şanssızlıklar yüzünden Mısır yerine Amerika yolunu tutmuştu. İşin daha da garip tarafı, heykelin masraflarının büyük kısmının, zamanın hükümdarı Sultan Abdülaziz tarafından bizzat ödenmiş olmasıydı.

‘New York' dendiği zaman, çoğumuzun hatırına ilk önce Manhattan'daki gökdelenler ve şehrin hemen önündeki adada yükselen, kaidesiyle beraber tam 93 metrelik ‘Özgürlük Heykeli' gelir.

1880'li senelerde Fransa'da yapılan Özgürlük Heykeli'nin masraflarının büyük kısmının bizden çıktığını, projesinin New York'a değil, o yıllarda Türk toprağı olan Mısır'a dikilmek üzere hazırlandığını ve son anda yaşanan bir talihsizlik neticesinde Amerika'ya gittiğini bilir misiniz?

...alıntıdır...
[/B]

Kelebekler Vadisi / Fethiye / Muğla





Kelebek Vadisi, Muğla ili, Fethiye ilçesi Ölüdeniz belde sınırları içerisinde bulunan doğal bir hazinedir. Kelebek Vadisi, Akdeniz kıyılarının güney batısındaki Babadağ'ın (Antik Kragos Dağı) eteklerinde, Ölüdeniz ‘den 3-4 mil uzaklıkta yeralır. Doğusundan akan şelaleye yatak olan 350 m yüksekliğinde dik kayalıklar vadi için özel bir koy yaratmıştır.

Kelebek Vadisi Turistik Özellikleri

Kanyon adını, temmuz-eylül ayları arasında görülen “Jarsey Tiger” adlı kelebeklerden almıştır. “Arctidae” familyasının en güzel üyelerinden olan “kaplan kelebeği” cinsinin yüzlerce kelebekle koloni halinde bulunması, özellikle haziran ve ekim aylarında izleyenleri hayran bırakıyor.

Sahip olduğu endemik türler nedeniyle dünya mirası olarak korunması önerilmiş 100 dağdan biri olan Babadağ'ın eteklerinde bulunan Kelebekler Vadisi, 8 Şubat 1995'de 1. derecede doğal SİT ilan edilmiş ve her türlü yapılaşmaya kapatılmıştır. 350 metreye ulaşan sarp kayalık duvarlarla çevrili olan Vadi ismini, barındırdığı 80'den fazla kelebek türünden ve özellikle kaplan kelebeğinden almıştır. Kaynağı Faralya köyünde bulunan ve 50 metre yükseklikten dökülen şelale, Vadi'nin ortasından geçen bir dere ile Akdeniz'e ulaşır.

Kamp ve doga turizminin Türkiye ve dünyadaki en iyi adreslerinden biri olarak gösterilen Kelebekler Vadisi'nde, her yil 1 Mart- 1 Kasim tarihleri arasinda hizmet veren isletmenin bilgisi disinda konaklamak mümkün degildir. Su ve elektrik enerjisi devlet tarafindan degil, isletme tarafindan saglanmaktadir. Bu sebeple Kelebekler Vadisi'ne günde 3 kere elektrik verilmektedir. Sicak su günes panelleri araciligiyla saglanmaktadir. Kumsal veya toprak zemin üzerine kurulan çadirlarda, bungalovlarda veya teraslarda kalisin yani sira, isletme ziyaretçilere dogal ve ekolojik açik büfe kahvalti ve aksam yemegi; ortak kullanima açik tuvalet ve duslar sunmaktadir. Vadi'nin izole yapisi nedeniyle, isletme, ziyaretçi ihtiyaçlarinin karsilanmasi için gerekli bütün düzenlemeleri yapmistir ve konuklarin güvenliginden sorumludur.

Vadide ilginç olarak adlandirilabilecek bir yasam tarzi sürmektedir. Iki türlü yerlesimci vardir. Birinci grup vadide kisi basi 35–40 YTL günlük konaklama bedeli ödeyen yerlesimciler ve ikinci grup olarak da vadiye gelerek konaklama ve yemek karsiligi hafif islerde çalisan gençler vardir.



Kelebek Vadisi Tarihi

Kelebek Vadisi’nin geçmisi MÖ IV. yüzyila kadar uzanir. Likya'nin "Perdicia" isimli yerlesim yerinin bazi kalintilari Kelebek Vadisi Kanyonu’nun hemen üstünde yer alir. Buradaki köy "Faralya" ismiyle anilmaktadir. Köyün günümüzdeki adiysa Uzunyurttur. Bizans ve Yunan uygarligindan Osmanli'nin son zamanlarina kadar sürdürülen, yamaçlarin teraslanmasiyla olusturulan bahçecilik kültürü bugüne kadar gelmistir.

Hatta Faralya köyünün en yaslilarinin ilk gençlik yillarindan, vadide yasayan gizemli kadin Despina'nin asirlik yasina ragmen köye, degis tokus için yük dolu çuvallari kanyon duvarlarindan nasil çikardigi hatirlanir. Despina, vadideki isletmecilerin halen kullandigi tek göz evin hanimiydi. Kumsaldaki kayanin üstüne oturup kanyon duvari arasindan denize batan günesi izlerken, belki de denize açilip bir daha dönmeyen denizci sevgilisini beklerdi. Günlerden bir gün köylüler artik onu göremez oldular.

1960'li yillara kadar vadide eski dönemlerde yer alan Rum yerlesimine ait kilise ve diger birkaç yapi yukaridaki köylülerce görülebilmekteydi.



Koleksiyoncu-fotografçi Rifat Kilar 70'li yillarin sonlarinda vadi kelebeklerinden etkilenerek buraya "Kelebekler Vadisi" demek lazim diyerek "Güdürümsu" diye bilinen koyun ismini, ilk defa farkli sekilde telaffuz etmis oldu. Arkadasi olan H. Deniz Bayramoglu 1987'de bu ismi kullanarak "Kelebek Vadisi"nin dogmasina neden olan isletmeyi baslatti. Amaç dogayla uyumlu bir yasam modelinin temellerini atmak ve bunu tüm dünyayla paylasmakti. Basta müzisyen Nezih Topuzlu ve H. Deniz Bayramoglu olmak üzere, dogasever bir grup vadiyi koruma misyonu üstlendi. Yogun bir kampanyayla gereken ilgiyi çekmekte gecikmediler. Bölgedeki imar yasaklarinin sürdürülebilir bir koruma için yetersiz oldugundan hareketle, aktif koruma adini verdikleri dogayla uyumlu farkli düsünce ve etkinlikleri bir araya getiren bir merkez olusturmaya çalistilar.

Yillar geçtikçe vadi, iyice taninmaya ve dolayisiyla kitle turizminin zararlarindan etkilenmeye baslasa da halen vadiyi koruma mücadelesi tüm hiziyla sürdürülmekte.
[/B]

Tuzdan Heykeller / K.i.r.a.kow / Polonya







Polonya’nın K.i.r.a.kow şehrinin 135 metre altında Wieliczka tuz ocaklarındaki heykeller her göreni şaşırtıyor. Dini amaçla tamamen tuzdan yapılan heykellerin sayısı 100′ü buluyor. Dine verilen değeri ayrıca yerin derinliklerindeki bir tuz kathedralle de kanıtlamışlardır.

Polonya'nın K.i.r.a.kow şehri yakınlarında bulunan 700 yıllık bir tuz madenidir. Bu madenin özelliği içerisinde yıllardır çalışanların tuz kayalarını oyarak yapmış olduğu bir çok heykelin bulunmasıdır. Unesco tarafından korunmaya alınmış olan bu madeni yılda 200.000 turist ziyaret etmektedir. Yerin 327 metre altına kadar uzanan galerilerde bulunan tuzdan heykellerin yanısıra, 101. metre'de bulunan geniş bir alan şapel olarak kullanılmıştır.







...alıntıdır...
[/B]

Ahşap Kilise / Krelia / St. Peterburg







Hz. İsa'nın değişimine adanarak yapılan ahşap kilise St. Petersburg yakınlarındaki steplerde bulunuyor. Trenle ya da kışın soğuk havalarda donmuş göl üzerinden kar araçlarıyla ulaşılabilinen kilise 30 sene önce yapılmış.

...alıntıdır...
[/B]

Avebury Dairesi / İngiltere







Avebury dairesi, Stonehenge kadar iyi bilinmemesine karşın daha ünlü kuzeninin boyut ve yapı olarak cüceleşmış hali olarak algılanabilir. 1665 yıllarında yazmış olan antik bilimci John Aubrey, Avebury için "bir katedralle karşılaştırıldığında köy kilisesi neyse, Stonhenge'in yanında Avebury de öyledir" demiştir. M.Ö.2700 yıllarında inşa edilmiş olan bu yer, yaklaşık 11.53 hektarlık bir alanı kaplar ve çapı çeyrek mildir; etrafına tekinin ağırlığı doksan tona yaklaşan Sarsen taşları dizilmiştir.

Sarsen, Wiltshire bölgesinde raslanan, kaya blokları ve geniş kütleler şeklinde görülen taşlardır. Avebury daireleri ve caddelerinde 600'ün üzerinde büyük taşlar vardı. Ama şimdi sadece birkaçı kaldı. Modern yapılanma Avebury'nin orijinal görkeminin yerini alan bir şeyler koydu ama kayıp taşlara rağmen hâlâ görülmeye değer etkileyici bir yerdir.

Böyle taş daireler İngiltere'nin hemen her yerine dağılmış olmasına karşın, genellikle ülkenin batı tarafında yer almaktadırlar. İlki yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarında inşa edilmiştir. İçinde etrafında hendekler bulunan dairesel setler vardır ve bunlar da savunma amacı yönünden yararsız kılmaktadırlar. Bu yüzden dini amaçla inşa edilmiş olmaları daha muhtemeldir.

Çoğu durumlarda set ve hendek birkaç fitten yüksek olmaz. Ama hâlâ yeryüzü şekilleriyle ünlü Avebury'de hendeğin derinliği yaklaşık 10 metre civarındadır ve set de yaklaşık 6 metre yüksekliğindedir. Aubrey Burl, Prehistoric Avebury adlı kitabında hendekten 90.000 metreküp toprak kazıldığını tahmin etmiştir ki, bunun da anlamı hendeğin genişliğinin bir kilometreden fazla olduğudur. Bu, M.Ö. 2494-2345 yılları arasında Mısır'da 5. Hanedanlık firavunlarının yaptırdığı piramitlerin hacmi kadardır; Avebury'deki dairenin yapıldığı zamanlara yakın.

Hesaplamalara göre Avebury'deki sadece set ve hendeğin yapımı için 250 kişinin en az yirmi yıl çalışmışlardır. Bu, o zamanlarda bölgede yaşadığı tahmin edilen küçük topluluklar için çok önemli bir rakamdır.

Sarsen taşlarının dikilmesinin de aynı şekilde gerçekleştiği sanılmaktadır. Bu dev taşlar dikilmeden önce kilometrelerce uzaklıktan çekilmiş olmalılar. 1934'de, deneyimli bir usta ve oniki işçi, nispeten ufak olan sekiz ton ağırlığındaki bir taşı, büyük dairenin üzerinde bulunan iki caddeden birinin başına diktiler. Bu, tam beş gün sürdü.

Avebury'deki yapı tamamlandığında, İngiltere'deki en önemli megalitik yapılardan biri oldu ve bugüne kadar geldi.

...alıntıdır...
[/B]

Akropolis / Yunanistan





Eski Yunanlılar, yeni bir yere yerleşecekleri zaman, savunma kolaylığı olsun diye, çevresindeki   topraklardan   daha   yüksekçe,sarp yamaçlı tepeleri seçmeye dikkat ederlerdi. Zamanla şehir, tepeden eteklerine doğru yayılırdı. İşte bu tepeye, “yukarı şehir” anlamına gelen “akropolis” adı verilirdi. Şehirler büyüyüp gelişmeye başlayınca, akro-polislerin üzerine bir de tapınak inşa etmek gelenek haline geldi. Bugün Akropolis adıyla anılan yer, Yunanistan’daki Atina Akropo-lisi’dir. Bu Akropolis, şehrin içinde, 270 metre yükseklikte bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Tepenin üstü 310 m. uzunlukta, 140 m. genişliktedir. Dümdüz sayılacak kadar da engebesizdir. İlk yerleşenler, tepeyi çepeçevre surlarla kuşatarak, burayı âdeta bir kale haline getirmişlerdi. Sonradan gelenler ise, Atina Akropolisi’ni Yunan mimarlık sanatının en güzel eserlerinden biri haline koydular.

Akropolis’teki belli başlı yapılar şunlardır: Parthenon, Erekhtheion, Nike Tapınağı, Propyleia (Girip Kapısı).

Parthenon.— Atina Akropolisi’nin altın çağı, ünlü devlet adamı Perikles’in zamanında başlamıştır. Pe-rikles, devletin yönetimini eline aldığı ilk yıllarda, siyasetle uğraşmaktan göz açmaya bile vakit bulamamıştı. Devletin işleri yoluna girdikten sonra, başka şeylerle de uğraşmaya vakit bulabildi. M.ö. 447 yılında, bir tapınak yapılmasını emretti. Heykeltıraş Pheidiası’da bu işle görevlendirdi. Pheidias hemen o yıl işe koyuldu. Kendisine yardımcı olarak da, Iktinus, Mnesikles ve Kallikrates adındaki mimarları seçti. Dört sanatkâr, Atina’nın en güzel mimarlık eserini yapmak istiyorlar, görenlerin binlerce yıl sonra bile hayranlık duyabileceği büyük bir şaheser yaratmak için, canla, başla çalışıyorlardı.

M.ö. 438 yılında, Partheon’un açılışı yapıldı. Gerçekten de, tapınağın oranları oka-dar mükemmeldi ki, yüzyıllar boyunca mimarlar bu oranları kendilerine örnek aldılar. Yapının boyu 75 m., eni 33 m., yüksekliği de 21,5 m. idi.

Tapınağın içine, gene Pheidas’ın bir şaheseri olan, ünlü Athena Parthenos heykeli konmuştu. Heykelin boyu, yaklaşık olarak 13 m. kadardır; sağ elinde de, Zafer Tanrıçası Nike’nin heykelini tutuyordu. Nike’nin boyu iki metreyi buluyordu. Athena Parthenos heykelinin bedeni fildişinden, giysileri ise som altından yapılmıştı. Parthenon, Dor mimarlık tarzının en güzel örneklerinden biri olarak bilinegelmiştir.

Erekhtheion.— M.ö. 420-393 yılları arasında yapılan bu tapınak, adını Atina’lı Kral Erekhteus’tan almıştır. Erekhteus tapınaktaki odalardan birini kendi ibadetine ayırmıştı. Tapınakta tanrılarla kahramanlar için ayrılmış, başka özel yerler de vardı. Tapınak, 12×20 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştu. Erekhtheion, İyon tarzı mimarlığın en güzel örneklerinden biridir.

Nike Tapınağı.— Akropolis’teki tapınakların en küçüğüdür. M.ö. 426 yılında yapılmıştır. Kabartma heykelleri çok ünlüdür. Eskiden, odaların birinde, akıl ve sanat tanrıçası Athena’nın bir heykeli de vardı.

Propyleia.— Akropolis’in batısında, şahane bir giriş kapısıdır. M.ö. 437-432 yılları arasında, mimar Mnesikles tarafından yapılmıştır. Propyleia, yapışılından tam 2.200 yıl sonra bile, Berlin’deki Brandenburg Kapısı’ na esin kaynağı olacak kadar güzel bir mimarlık şaheseriydi.

Akropolis’in hemen dışında, Dionysos Tiyatrosu ile, ünlü konuşmacı Herodes Atticus’ un yaptırdığı Odeion vardır.

Akropolis en parlak çağını Roma İmparatorluğu zamanında yaşamıştır. Sonraları ise, birçok saldırılara uğramıştır. Bizanslılar V. yüzyılda değerine paha biçilmez pek çok heykeli İstanbul’a kaçırmışlardır. 1458 yılında da, Akropolis Türkler’in eline geçmiştir.

1645 yılında, Propyleia’ya bir yıldırım düşmüş, tapınağın içinde saklanmakta olan barutların patlamasına yol açmıştır. O tarihten beri, bu güzel eser bir yıkıntı halindedir. 1687 yılında, Parthenon da buna benzer bir felâkete uğramıştır. Venedikliler’in kuşatması sırasında, Türkler Parthenon’un içine barut depo etmişlerdi. Bir düşman subayı, bunu bile bile, tapınağı topa tutarak, bu büyük sanat eserini havaya uçurdu. Böylece Parthenon bugünkü yıkık-dökük haline geldi. Bu olay sırasında 300 kişinin öldüğü söylenir.

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda, yabancı uyruk-îli derma (koleksiyon) meraklıları, en değerli heykelleri Batı ülkelerine taşıdılar. Bugün Akropolis’in hazine değerindeki heykellerinden pek çoğu, Londra’da, British Mu-seum’da bulunmaktadır. İngiltere’nin o zamanki Türkiye elçisi Lord Elgin, padişahtan özel bir ferman koparmayı başararak, bütün bu eserleri göz göre göre kendi yurduna götürmüştür. Bunun üzerine, British Muse-um’daki salonlardan birine Lord Elgin’in adı verilerek, eserler buraya yerleştirilmiştir. Paris’teki Louvre Müzesi’nde, daha başka birçok Avrupa ülkelerinin müzelerinde de, Akropolis’ten götürülmüş eserler vardır.

XIX.  yüzyılın sonlarından itibaren, Akropolis’in onarımıyla uğraşılmaya başlanmıştır. 1878′de bir Akropolis Müzesi kurulmuş, birçok değerli eser buraya taşınmıştır. Ayrıca, Erekhtheion’la Propyleia da kısmen onarılmış, Parthenon’un bazı sütunları düzeltilmiştir.

...alıntıdır...
[/B]

Hatila Vadisi / Artvin / Türkiye





Türkiye’deki 34 Milli Park alanından birisi olan Hatila Vadisi Milli Park sahası, merkez ilçe sınırları içerisinde, Hatila Vadisi'ndeki Hatila Deresi ve birçok yan derelerini içerir.

Hatila Vadisi Milli Parkı, Artvin ili merkez ilçe sınırları içerisinde Çoruh Nehrinin ana kollarından birisi olan Hatila Vadisi ve birçok yan derelerini içermektedir.

Vadi yaklaşık 25 km. uzunluğunda olup, birçok yan dereyle beslenmektedir.

Ulaşım:
Artvin il merkezinden 10 kmlik stabilize bir yol ile ulaşılır.



Kaynak Değerleri:
Vadi boyunca değişik kayaç türleri görülmekle birlikte, bu kayaçların hemen hepsi derinlik volkanizmasının ürünüdür. Hatila Vadisinin genel karakteri; V tipi, dar tabanlı, genç vadi özelliğindedir.

Vadi boyunca litolojik farklılıklardan kaynaklanan eğim kırıkları ortaya çıkmıştır. Bu eğim kırıkları, akarsuda şelalelerin oluşumunu sağlamıştır.

Vadi yatağının derine doğru aşınmasının daha kuvvetli olması sebebiyle vadi yamaçlarının eğimi %80, hatta bazı kesimlerde %100 e ulaşmıştır. Yamaçların gerek fiziksel parçalanma ve kütle hareketleri, gerekse yan dere ve seyelanlarla işlenmesi sonucu vadide çok haşin bir topoğrafya ortaya çıkmıştır. Bu topoğrafya, vadinin orta kesimlerinde kanyon ve boğaz tipi vadi oluşumunu sağlamıştır.

Vadinin orta ve yukarı ağzında çok zengin ve yoğun olan vejetatif örtü, bünyesinde çok çeşitli bitki türlerini barındırmaktadır. Bu türler içerisinde dikkati çeken belirgin özellik bitki örtüsünün genel olarak Akdeniz iklim karakterini yansıtmasıdır. Dolayısıyla buradaki bitki örtüsü relikt bir özellik gösterir. Ayrıca bitki türleri içerisinde endemik karakterde olanlar da vardır. Bu türlerin sayısı 500 ü geçmektedir.

Hatila Vadisi zengin bir fauna da içermektedir. Bu fauna içerisinde en çok rastlanan yaban türleri; ayı, domuz, tilki, porsuk, yaban keçisi, sansar, çakal, atmaca, kartal, dağ horozu, Hopa engereği ile akarsularda alabalıktır. Hatila Vadisinin gerek ilginç jeolojik ve jeomorfolojik yapısı ve gerekse özgün bitki toplulukları yöreye ülkemizde nadir rastlanan bir alan özelliğini vermektedir. Ayrıca bu doğal öğelerin birleşimi sonucu eşsiz peyzaj güzellikleri ortaya çıkmakta ve bu durum da zengin rekreasyonel potansiyel arz etmektedir.

Görünecek Yerler:
Milli parka ismini veren Hatila Vadisi ile yan kollarındaki küçük vadiler, zengin bitki çeşitliliği ve yaban hayatı ile ziyaretçileri etkileyecek niteliktedir.

Mevcut Hizmetler:
Milli park sahası içerisinde ziyaretçilerin günübirlik ve kamp kullanımı için belirlenmiş yerler bulunmaktadır.

Konaklama:
Milli park, Artvin il merkezine 10 km. uzaklıkta olup, Artvin'de konaklamak mümkündür.



...alıntıdır...
[/B]

Navigasyon

[0] Mesajlar