Siirt ve Ankara saldırısının münferit bir olay olmadığını belirten Ekinci, "Kürtlere yönelik yeni şiddetler yaşanabilir” dedi.
Tarık Ziya Ekinci, terör örgütü PKK’nın kendi ile aynı görüşte olmayan Kürt vatandaşlarına yönelik eylemlerini artırabileceğine dikkat çekti.
Devlet-PKK görüşmesini makul karşıladığını söyleyen Ekinci, sorunun çözümü için BDP’ye telkinde bulunduğunu ifade etti.
Ziya Ekinci, “Kendilerine telefon da etim. ‘Meclise girin’ dedim. Bunu değerlendireceklerini söylediler. Türkiye, büyük bir devlet olarak giderek etkinlik kazanan bir devlettir. Bunu bir ölçüde gölgeleyen Kürt sorunudur. Sorunun demokratik olarak çözülmesi lazım. Hükümet sözde veya biçimsel olarak sağlamış olduğu iyileştirmeden yararlanıp, hem AB’yi hem ABD’yi tamamen etki altına almıştır. Psikolojik üstünlük sağlamıştır. AB de açıklamalarında ‘Yapılması gerekenler var ama önemli adımlar atıldı’ diyor. ABD’de aynı noktada. Özellikle MİT’in PKK ile görüşmüş olması onları çok etkiledi. Türkiye sağladığı bu üstünlükten yararlanıp şimdi öyle geliyor ki kara operasyonu hazırlığı içinde. Bu kara operasyonu ne ölçüde sonuç verir? MHP bunu çok arzuluyor. ABD evet derse Türkiye gidecektir. Kara operasyonundan sonra hala çözümsüzlük devam ediyorsa, huzursuzluk devam ediyorsa, yer yer bombalar patlıyorsa, Türkiye şapkasını önüne koyup düşünecek. Bu dönemde acı ilaç içilecek gibi görünüyor. Hükümet, kararını vermiş durumdadır. Kandil dağı bervaha edilecek. Oradaki insanlar bölgedeki Kürtler ile yakın ilişkide. 5 bin kişi evlere dağılıp, gizlenebilir. Türkiye’nin evleri tek tek arayacak hali yok. Artık istila olur, o kadarına gitmez. Ama Kandil Dağı efsanesi bitmiş olur. Kürt sorunu için yeni bir dönem başlar.” Dedi.
Biliyoruz ki dünya bu her iki teröre de büyük güçlerin açtığı pencereden bakmaktadır. Bu güçlerin,gizli servisleri, kiliseleri, HDÖ’leri (Hükûmet Dışı Örgütleri-STÖ), araştırmacı-akademisyenleri, basın-yayın organları PKK ve Ermeni terörünü meşru göstermekle görevlidirler. Biz yine biliyoruz ki gerçek, dünyaya gösterildiğinden taban tabana farklıdır. Ama ne yazık ki bizim aramızda bile hâlâ yanlış pencereden bakanlar bulunmaktadır. Bu bir hatadır ve tekrarlanan hataların sonucu felaket olmaktadır. Dünün gerçeklerini bugününkilerle bir araya getirdiğimizde varacağımız sonuç bize tarihin tekrarlanmaması konusunda yeterli uyarıda bulunacaktır. Adı ister eskilerin deyimiyle Islahat ister bugünün terimlerinden birisi olsun, ülkeyi sürüklendiği girdaptan çıkarmanın çaresi olarak şeklen atılan her adım efendilerinin hizmetindeki teröre yaramaktadır. Uzatmadan bunun sözden ibaret olmadığını anlatmak için dün ile bugünün küçük bir karşılaştırmasını yapalım…
Ermeni terörünün ortaya çıkışının çok öncesi ve sonrası yıllarında daha hazırlıklar sırasında Ortodoks ve Katolik kiliselerinin ve bunların alt birimlerinin etkileri bulunmaktadır. Örgütün yakın geçmişinde Hıristiyan dininin etkili çevrelerinin desteğini elde etmek için girişimleri olmuştur. Irak’ta insanın ve insanlığın yok edildiği bir sırada Papa II. Jean Paul Ocak 1998 tarihinde diplomatik bir dille yaptığı açıklamada; Kürt halkının trajedisini sessizlik içinde geçiştiremeyiz dedi. Bu sıcak mesajdan cesaret alan ÖCALAN, Papa’ya bir mektup gönderdi. Mektupta; “Suriye’de bulunduğum sırada Suriye Ortodoks kilisesinin başpiskoposu Yohanna İbrahim Mar Gregorius ile birçok kez görüştüm. Türkiye’deki rejim sadece Kürtleri değil, Ermenileri, Süryanileri ve Rumları da imha etmiştir. Ben Kürdistan topraklarında yaşayan Hıristiyan azınlıkları da Türk vahşetinden korumak için savaşıyorum. Beni bu savaşta yalnız bırakmayacağınıza eminim.” i ...
PKK ve BDP’nin seçim çekişmeleri yüzünden çıkarılan gerginliklerde, Abdullah Öcalan’ın Kenya’dan çıkarılışı, cezaevinde kendisine işkence edilişi, doğum günü, sağlık koşullarının elverişsiz oluşu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vb bahanelerle düzenlenen eylemlerde çocukları ve kadınları ön saflarda kullandığı, çocukların ellerine verilen küçük miktarlarda paralarla güvenlik güçlerine taş atarak saldırmalarının istendiği ya da hediye vereceğiz bahanesiyle kandırıldığı şeklinde yaşanan olaylar, bilinenler arasında yer alıyor. Bu tip olaylara milletin temsilci olarak seçtiği milletvekillerinin bile isimlerinin karışması ise konunun en vahim yönünü oluşturuyor. Okullardaki sempatizan kitleyi kışkırtan, çocukları ve gençleri provoke edenlerin milletvekili oluşu siyasetin kara bir lekesi olarak kamuoyuna yansıyor.
Son günlerde örgüt sempatizanları arasında, KCK/PKK Genel Kurul Toplantılarında seçimler öncesinde gerçekleştirilen molotof atma, taşlama ve isyan eylemlerinde özellikle çocukların kullanılması ve her aileden en az bir çocuğun tutuklanmasının sağlanması yönünde karar alındığı yönünde konuşmaların yapıldığı öne sürülüyor.
Örgüt yönetiminin çocuklarla ilgili bu dehşet verici kararının BDP İl ve İlçe Teşkilatlarına da iletildiği, partililer tarafından eylemler için seçilen çocukların ailelerinin konu ile ilgili bilgilendirildikleri kaydediliyor. Söz konusu karar çerçevesinde çocukların ailelerine partililer tarafından, eylemlere katılan çocuklara fazla ceza verilmediği, bu nedenle eylemlerde mümkün olduğunca 18 yaşından küçük çocukların kullanılmasının uygun olduğu, hatta eylemlere katılmasalar dahi çocukların eylemlere katıldıklarını beyan eder tarzda ifade vermelerinin istendiği, bu sayede cezaevinde eylemci çocukların ideolojik eğitiminin sağlandığı, çocuk tutuklu sayısının artması halinde ulusal ve uluslararası kamuoyunda Türkiye’yi zor durumda bırakmak amacıyla yürütülen kampanyalar ...
Küresel çetelerin oyunu yine sahnede. İlk perdede, holding medyası Suriye ordusunu ve Beşar Esad'ı "katliamcı" ilan eder. İkinci perdede, ünlü oyuncu Angelina Jolie sahneye çıkar ve iyi niyetini gösterir. Son perde ise trajediyle sonuçlanır. Finalde; Birleşmiş Miletler kınar, Amerika ve NATO ise bombalar!..
NATO şemsiyesindeki emperyalist güçler, kartel medyasını arkasına alarak tezgahladıkları oyunlardan sonuncusunu Suriye için sahneliyor. Oyunun senaryo yazım aşamasında Türkiye'deki holding medyası da attığı "Suriye karşıtı manşetlerle" katkı sağlıyor.
Önce Batı destekli gruplar "demokrasi ve özgürlük" Suriye sokaklarını talan edip, 120 polisi şehit etti.
Ardından uluslararası medya ve onların yerel işbirlikçileri Suriye yönetimi aleyhine kamuoyu yaratmaya başladı.
Tıpkı, Irak Savaşı öncesi, her gün ekranlara getirilen "petrole bulanmış karabatak kuşu" gibi. Dönemin kartel medyasınca yapılan "Saddam petrol kuyularını vurdu, kuşlar bile telef oldu" başlıklı yalan haberler, Irak savaşının fitilini ateşledi.
Gerçek yıllar sonra gün yüzüne çıktı. Savaşa alet edilen "karabatak kuşu fotoğrafının" Norveç kıyılarında çekildiği anlaşıldı. Emparyalist güçlerin bu yalan haberi, Irak'ta bir milyonu aşkın müslümanın canına maloldu.
1991 yılında Iraklı mülteci kriziyle Çekiç Güç'ü Türkiye'ye yerleştiren güçler, bir kez daha oyunun en dramatik sahnesi için perdelerini açtı. Suriye'den akın akın sığınmacılar geldi ve Türkiye sınırlarını ardına kadar açtı.
Ve başrol oyuncusunun sahneye çıkma zamanı geldi. Birleşmiş Milletler ve Amerika'nın müdahaleden önceki son kozu Angelina Jolie, tüm dünyanın dikkatini Hatay'a çekerek Suriyeli mültecilerin dramını dünyaya duyurdu.
Küresel çetelerin savaş oyunlarında ünlü aktör ve aktristlere yer vermesi yeni değil... Brook Shields da tıpkı Angelina Jolie gibi Birleşmiş Milletler İyi Niyet elçiliği göreviyle Basra Körfezine gitmiş, ziyare ...
Kışın gelmesiyle birlikte soğuk elgınlığına bağlı olarak artan hastalıklar özellikle çocuklar için tehdit unsuru oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Akgün Gerçek, özellikle çocukların grip, faranjit, zatürre gibi hastalıklara yakalanma riskinin yüksek olduğunu söyledi.Soğuk havaların tehdit ettiği çocuklarda en sık rastlanan hastalıkların başında soğuk algınlığı ve grip geliyor. Doruk Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Akgün Gerçek, hafif ...
Göz içi basıncının yüksekliği, göz sinirlerinde fonksiyon bozukluğu, görme ve görme alan kaybı ile gelen glokom hastalığı tedavi edilmediği takdirde körlükle sonuçlanabilir. Konya Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Göz bölümü doktorlarından Doç. Dr. Şansal Gedik, genellikle ağrı ve sızı olmadığı için hastalığın sinsi bir seyir izlediğini belirtti. "Bu nedenle özellikle 40 yaş üzerindekiler düzenli olarak göz tansiyonunu kontrol ettirmeli." diyen G ...